Kapadokya'ya gelmeye karar verdiniz. Otelinizi ayarladınız, belki balon turunu araştırmaya başladınız ve şimdi aklınızdaki en önemli soru şu:
"Kapadokya'da 3 gün yeter mi?"
Bence cevabı ilk bakışta evet gibi görünse de, aslında bu sorunun cevabı biraz daha uzun.
Yıllardır Kapadokya'da rehberlik yapıyorum ve binlerce misafirle bu bölgeyi birlikte keşfettik. Bana en çok sorulan sorulardan biri de hep bu oldu. Hatta çoğu zaman daha tur başlamadan, "Acaba her yeri görebilecek miyiz?" diye soruyorlar.
Turun sonunda ise genellikle aynı cümleyi duyuyorum:
"Üç günün bu kadar dolu geçeceğini hiç tahmin etmemiştik."
İşte bu yazıda, ben olsam üç günümü nasıl planlardım, onu anlatmak istiyorum.
1. Gün: Önce Kapadokya'yı Tanıyın
Bence Kapadokya'nın en güzel yanı, daha ilk dakikadan sizi şaşırtabilmesi.
Havaalanından gelirken bile yol kenarında yükselen peribacalarını görünce ister istemez camdan dışarı bakmaya başlıyorsunuz. Sizce de insan kendini başka bir gezegene gelmiş gibi hissetmiyor mu?
İlk günlerde yaptığımız en büyük hata ise çok fazla yer görmeye çalışmak oluyor.
Oysa önce bölgeyi tanımak gerekiyor.
Ben özel turlarımda misafirlerimi genellikle Göreme Panorama ile başlatmayı seviyorum. Çünkü
Kapadokya'nın genel yapısını bir kez yukarıdan gördüğünüzde, sonraki günlerde gezeceğiniz her vadiyi zihninizde çok daha kolay oturtabiliyorsunuz.
Ardından rotamızı Uçhisar Kalesi'ne çeviriyoruz.
Burası yalnızca bölgenin en yüksek noktası değil; aynı zamanda Kapadokya'nın geçmişini anlamak için de harika bir başlangıç. Yüzlerce yıl boyunca insanlar bu dev kaya kütlesinin içine evler, depolar ve yaşam alanları inşa etmişler.
Sonrasında ise sıra, Kapadokya denildiğinde herkesin aklına gelen o meşhur görüntülere geliyor.
Paşabağları.
İlk kez gelen misafirlerin burada verdiği tepki neredeyse hep aynı oluyor.
"Gerçekten böyle bir yer varmış..."
Fotoğraflarda gördüğünüz o mantar şeklindeki peribacalarının en etkileyicileri tam da burada bulunuyor.
Biraz ilerlediğinizde ise bambaşka bir atmosfer sizi bekliyor.
Devrent Vadisi.
Burada size küçük bir tavsiye vereyim.
Kayalara hemen bakıp geçmeyin.
Birkaç dakika durun.
Sizce şu kaya gerçekten bir deveye benzemiyor mu?
Ya şu taraftaki?
İşte Devrent'i eğlenceli yapan şey tam olarak bu.
Herkes aynı kayada farklı bir şekil görüyor.
Akşam olduğunda ise kendinize güzel bir iyilik yapın.
Gün batımını mutlaka Kızıl Vadi ya da Gül Vadisi'nde izleyin.
Kapadokya'da gün batımı gerçekten acele edilmeden izlenmesi gereken anlardan biri.
Telefonunuzu bir süre cebinize koyun.
Etrafınıza bakın.
Rüzgârın sesini dinleyin.
Bazen en güzel anılar fotoğraf çekmediğimiz anlardır, sizce de öyle değil mi?
2. Gün: Erken Uyanmaya Değecek
Şimdi dürüst olalım.
Sabah saat 04.00'te kalkmak kimsenin hoşuna gitmez.
Ama konu Kapadokya olunca işler biraz değişiyor. Çünkü yüzlerce sıcak hava balonunun aynı anda gökyüzüne yükseldiği o anı bir kez gördüğünüzde, neden herkesin buraya hayran kaldığını anlıyorsunuz.
Balon turuna katılabilirsiniz.
Ya da sadece seyir noktalarından bu manzarayı izleyebilirsiniz.
İnanın bana, ikisinin de ayrı bir büyüsü var.
Balon uçuşlarının tamamen hava şartlarına bağlı olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Rüzgâr bazen "Bugün olmaz." diyebiliyor.
Aslında bu da doğanın güzelliği.
Kapadokya'nın ritmini doğa belirliyor.
Kahvaltının ardından benim en sevdiğim rotalardan biri başlıyor.
Yer altına iniyoruz.
Kaymaklı ya da Derinkuyu Yer Altı Şehri...
İlk kez gelen misafirler genellikle girişte bunun küçük bir mağara olduğunu düşünüyor.
Beş dakika sonra ise herkes aynı soruyu soruyor.
"İnsanlar gerçekten burada mı yaşamış?"
Evet.
Hem de günlerce, belki de haftalarca.
Mutfaklar...
Ahırlar...
Şarap depoları...
Havalandırma bacaları...
Kapadokya yalnızca yukarıdan değil, aşağıdan da insanı hayran bırakıyor.
Öğleden sonra ise biraz nefes alma zamanı.
Ihlara Vadisi.
Bence burası Kapadokya'nın en huzurlu köşelerinden biri.
Çünkü herkes peribacalarını konuşurken burada akan küçük bir dere eşliğinde yürüyorsunuz.
Bazen gezi boyunca en çok akılda kalan yerler, en sessiz olanlar oluyor.
3. Gün: Biraz da Kapadokya'nın Ruhunu Yaşayın
Üçüncü gün artık bölgeye alışmış oluyorsunuz.
İşte tam bu yüzden biraz daha yavaşlamak gerekiyor.
Ben olsam güne Avanos ile başlardım.
Kızılırmak'ın getirdiği kırmızı kil sayesinde yüzlerce yıldır devam eden çömlekçilik geleneğini izlemek
gerçekten çok keyifli.
Üstelik sadece izlemek zorunda da değilsiniz.
Çömlek tezgâhının başına geçip denemek, tahmin ettiğinizden çok daha eğlenceli oluyor.
Sonrasında Göreme sokaklarında biraz dolaşın.
Bir kahve molası verin.
Yerel dükkânlara uğrayın.
Seyahatin en güzel anları bazen plansız geçen yarım saatlerdir.
Eğer zamanınız varsa Kapadokya'nın meşhur şaraplarından tadabilir, at turuna çıkabilir, ATV deneyimi yaşayabilir ya da profesyonel bir fotoğraf çekimi ile bu yolculuğu ölümsüzleştirebilirsiniz.
Çünkü güzel bir seyahatin sonunda insanın elinde birkaç güzel fotoğraf kalması da ayrı bir mutluluk oluyor.
Peki Gerçekten 3 Gün Yeter mi?
Aslında bu soruya gönül rahatlığıyla "Evet." diyemiyorum.
Çünkü çoğu kişinin "Kapadokya" dediği yer, yalnızca Göreme, Uçhisar veya Ürgüp'ten ibaret değil. Bu coğrafya düşündüğünüzden çok daha geniş ve her köşesinde farklı bir hikâye saklıyor.
Kapadokya'nın klasik rotalarının dışında; Hacıbektaş, Niğde'deki Gümüşler Manastırı, Soğanlı Vadisi,
Kayseri ve çevresindeki tarihi yapılar gibi keşfedilmeyi fazlasıyla hak eden birçok nokta bulunuyor. Biraz daha derinlemesine gezmek isteyenler için bu rotalar seyahate bambaşka bir boyut katıyor.
Yıllardır Türkiye'de rehberlik yapan biri olarak söyleyebilirim ki, gerçekten detaylı bir Kapadokya deneyimi yaşamak isterseniz en az 5-6 günü gözden çıkarmakta fayda var. Böylece sadece popüler noktaları görmekle kalmaz, bölgenin kültürünü, tarihini ve günlük yaşamını da daha yakından hissedebilirsiniz.
Ama ilk ziyaretiniz için moralinizi de bozmayın.
Eğer üç gününüz varsa, Kapadokya'nın en önemli noktalarını rahatlıkla görebilir, balonları izleyebilir, yer altı şehirlerini keşfedebilir, vadilerde yürüyüş yapabilir ve bu eşsiz atmosferi doyasıya yaşayabilirsiniz.
Hem kim bilir...
Belki de buradan ayrılırken sizin de aklınızdan benim misafirlerimin sıkça söylediği o cümle geçer:
"Buraya tekrar gelmemiz gerekecek."
İnanın bana, bunu söyleyenlerin büyük bir kısmı gerçekten bir gün yeniden Kapadokya'ya dönüyor.
Açıkçası ben de onlara hep aynı şeyi söylüyorum:
"Kapadokya'yı gerçekten tanımak biraz zaman alıyor. Ama en güzel tarafı da bu; burası sizi bir kez
değil, tekrar tekrar çağıran yerlerden biri."
Mert Akif Yıldız
